Sokak Müzisyenleri: Gönül Borcu Yazısı

Posted on 18/08/2011

0


1-001

Kimi saçma inançlarım vardır. Köpek sevmeyen insana güvenmem, kıçı yere yakın olandan tırsarım, gülümsemeyen insanlarla hiçbir şekilde iletişim kuramam, gördükleri rüyaları anlatan insanlara karşı „orantısız“ şefkat duyarım, müzik sevdiğini iddia edip sonra bin türlü „ama“yla gelene gıcık olurum.

Hakeza, ses yüksekliğini problem haline getiren insanlara da gıcık olurum. En babalar-gibi müziği kısık sesle dinleyene ya da ses yüksek olmamasına rağmen (sana da) kıstırmaya çalışana, evet, bildiniz: gıcık olurum. Sokak müzisyenlerini ancak bir fikir olarak seven, gördüğünde (ya da “maruz kaldıklarında”) son derece politik davranarak işi „gürültü kirliliği“ ve ‚hak’larımızzzz mevzusuna getirebilene hele, of!

„Bizim bireysel haklarımız ne olacak peki?“den dem vurarak hangi müzik aletinin ne kadar ses çıkarması gerektiğini bilene de… Sanki hepimiz aynı baskı makinesinden çıkmışcasına, hepimizin birden rahatsız olacağı ses yüksekliğinin nerde – hangi seviyede olması gerektiğine eminmiş gibi vıdı vıdı konuşana da…

Çocuklarının sabahın köründe balkonlarda bağıra çağıra gürültü yaparak kimi komşuları uyandırabileceğini / uykusunu kaçırabileceğini, geceleri geç saatlerde hala sokaklarda ciyakladıkları için kimi yaşlıların başlarına ağrı sokabileceklerini akıl edemeyenler, iş kendi haklarına gelince „Olur mu efendim öyle!“ demeye en meraklı, en hazır kesimi oluştururlar.

Sokakta zararsız bir köpek gördüklerinde belediyeyi aramaya en meraklı olan kesim de kankalarıdır hatta bunların. „Yarın öbür gün açken bize, çocuğumuza saldıracağına“ aç, hasta, yaralı, susuz vs. sersefil ama mümkünse gözümüzden uzak  ölmeleri umurlarında değildir; fakat her nasılsa, her an cabbar demokrasi koruyucularına dönebilmeleri mümkündür. Değişimin hızı: Ben diyeyim süpermen, siz de-yin mutantinsancık.

Hak ve özgürlükler ovv yeee…

Kararında açsınlar-mış sesini. Yeriz sizin o “batılı” bakışınızı yaaa? Ne kadar kültürlüymüş, ne kadar medeniymişsiniz de farkedememişiz, affola!

Eski köye yeni adet mi geldi efendim?

Hayır, sokak müzisyenlerinden yana ne dertliymişsiniz de bilmiyormuşuz. Çok var çünkü Türkiye‘de, sokak müzisyeninden geçilmiyor maşallah ortalık öyle değil mi? Beyoğlu’ndaki sokak müzisyenleri ile ilgili gelişmeler olmasa, mazallah habersiz kalacakmışız sokak müzisyenlerinden ne kadar muzdaripsiniz.

Ne oldu, Once filmini izlediğinizde pek bi imrenmiştiniz? Sokak müzisyenini seve seve izlemiştiniz filim’de?  Glen Hansard sokakta yüzünü turuncu-kırmızıdan patlıcan moruna kadar her renge sokarak bağırırken sorun yok, ama size yakın meydandakiler ‘öküz gibi bağırıyor’ öyle mi?

Canlı müzik dinlemeyi „çok“ sevenler, ‘bu yasağın kötü bir şey olmadığı’nı düşünenlerle aynı kişiler bir de. Nasıl işse…

Eh yaptırımın ancak yasakla olacağını düşünmek için, önce kuralları bayağı bir takmamış olmak gerek tabi.

‚Bir arada yaşama’yı; bir şey yasaklanana kadar yapmamak gerektiğini akla getirememiş, ya da bir başkasını rahatsız ediyor olduğunu düşünmemiş insanlardan öğrenmeye kalkarsan, böyle olur işte.

„Mecbur muyuz canım biz onların gürültüsünü çekmeye?“cilere sesleniyorum, afedersiniz biz mecbur muyuz peki sizin temelsiz argüman, yanlış bilgi ve saçma isyanınızı dinlemeye?  Böyle bir şey de var yani.

„Amfileri belli bi sesin altında olsa hadi neyse!“  

Ne’yse?

Hakikaten,

ney‘se?

‚Kapımızın önünde‘ edebiyatı var bir de,

efendim inşallah kapınızın önünde çalmazlar evet. Çünkü inşallah bizim kapımızın önünde çalarlar!

Hatta inşallah sizin kapınızın önünde o kadar çalmaz, o kadar çalmazlar ki; hasret ve haset içinde kalırsınız.

Müziği gerçekten sevmeyen, desteklemeyen topluluklardan, ne cacık olur ne lahana! (Turşusu, pek tabii.)

Enstrümanını kapanın sokağa çıktığı yerler, ne kadar güzeldir allahım!

Amfisini kapanın yollara ritim ve renk kattığı diyarlar, ne kadar imrenilesi…

Viyana‘da yaşamaya başladığım ilk yıl, sokakta çalanları izlemekten her yere geç kalıyordum.  Eksi 15-20 derecelerde ellerimizi hohlaya hohlaya çello dinlediğimizi bilirim. Sıcaktan nereye kaçacağımı şaşırmışken, Romen çingenelerin kıpır kıpır şarkılarında oynamadığım için arkadaşımdan azar yediğimi keza… Bu sayfadaki fotoğrafların tamamı Viyana sokak müzisyenlerinden oluşmakta, ve ben 10 tanesini en az 2-3 kez izleyebilecek kadar şanslıydım. Viyana’dan çok şikayet ederim ama söve söve yine de severim. Yıllardır cüzdanımdan çıktığına en acımadığım, en yanmadığım para; açık ara farkla, sokak müzisyenlerine gidendir. Helal, bal, altın, boğmak boğmak et olsun geri dönüşlerinden, diledikleri olsun işşşallah! Aynı şekilde, amfileri de uzun ömürlü olsun işşşşallah! Sokakta yaptıkları o “gürültü”den çok şey öğrendim. Ciddiyim.

Ha, son olarak; sokak müzisyenlerine bahşiş bırakınız. Güzel çocuklar, güzel hatunlar, güzel insanlardır onlar. Bir gün, ancak vakıflanıp derneklendiklerinde, SMS atarak yardım etmeyi beklemeyiniz. Bi‘ zahmet.

About these ads
Posted in: müzik