buraya küçük bir veda notu –

bu siteyi seviyorum. beş ülkenin, çok şehrin ve yirmili yaşların heyecanını taşıyor.  her şeyin başlangıcı’ndan önceki evreyi…  ama hoşçakal öpücüğü kondurmanın zamanı geldi; geçmeden yakalayayım dedim. insan kendi üretmeye başladığında, başkalarının işlerini eleştiremiyor. daha doğrusu, onları değerlendirmekle artık ilgilenmiyor. yaratmaya, yeni dünyalar kurmaya bir kere başlamak, deri ve şekil değiştirmek gibi bir şey oluyor. bu […]

"buraya küçük bir veda notu –" yazısına devam et

Tıgran Hamasyan: Mockroot

Tigran Hamasyan boy, bu yılın başlarında yeni incisi Mockroot’u çıkardı. Gencecik bir jazz müzisyeninin 6. albümü. Altıncı. Bu insanlar 3-4 yaşlarında müziğe, bir enstrümana nasıl başlıyorlar, neyi nasıl öğreniyorlar hiç anlamıyorum ama sonuç Tigran Hamasyan gibi oluyor işte. Bu çıkıyor yani sonucunda. Takdire şayan bir şey. Açıp ağzını dinliyorsun. Diyorsun ki gezegende bazı insanlar iyi […]

"Tıgran Hamasyan: Mockroot" yazısına devam et

Tarih Dersi 2: In Parov we Stelar

Kaçınılmazdı, ben erteliyordum. Açıldığı günden bu yana Parov Stelar yazısı bekliyordu blog. (Yazıcam, kurtulucam.) Parmaklarımın gevezeliğinden ve kendimi sürekli dans ederken bulacağım için bitiremeyeceğimden korkuyor ve bu yazıyı yazmaya bir türlü oturamıyordum ama, geçen gün aklıma geldi de Parov’u bana değil de kime soracaksınız ki? (İma içerdi.) Buraya, -yine- ucu kaçabilecek bir yazı uyarısı koyalım. […]

"Tarih Dersi 2: In Parov we Stelar" yazısına devam et

Hayatın Anlamı

Bu ülke canımıza okudu. Üç kulhü, birçokça elham. Ve bunu her gün yapmaya devam ediyor. Bu ülke insanı mutsuz ediyor. Bu ülke insanı mutsuz ediyor. Bu ülke… İstanbul, şehirlerin en cehennemi. Çünkü defolup gidemiyorum. Defolup gidemiyorsun İstanbul’dan. Bu yüzden cehennem. Cehennemi günahım kadar sevmiyorum. Kavga dövüş yaşıyoruz türkistan cumhuriyetinde ve burada kimse yaşamayı sevmiyor. Yaşamayı sevmediği […]

"Hayatın Anlamı" yazısına devam et

“Anılar konuşsa şu anda, neler neler…”

Dört beş sene öncesinin kışı. Viyana her zamanki gibi çok soğuk. Gökyüzü elbette gri. Aynı montun iki farklı rengini giymiş iki kız, üniversitenin kütüphanesine doğru yol alıyor. Biri, dangalak sevgilisini terk edeli epey olmuş ve uzun süredir yeniden kanatlanacağı dönemi bekliyoruz. Gün, o günmüş: Üstündeki bütün yükü ve travmayı geride bıraktığını göreceğimiz ilk gün. O […]

"“Anılar konuşsa şu anda, neler neler…”" yazısına devam et

“the wınd, moon, the earth, the sky”

Dünyanın en güzel sesi nedir sorusu biraz daha kolay. Güneş doğmadan hemen önceki serçe sevinci, İrlandalıların sarhoş olunca iyice anlaşılmaz hale gelen koyu aksanları, teyze kahkahası, hazine gibi bir kuzenin oğlu konuşmayı öğrenmeye başladığında çıkardığı heceler, en sevdiğim köpeğin çenesini bacağıma koyup ‘çok sıkıldım benimle oynasana’ oflamaları benim için listede zirveye koşanlar. Ama dünyanın en […]

"“the wınd, moon, the earth, the sky”" yazısına devam et

Önemli olan aile miydi yoksa sanat mı?

Bir günde kitap bitirdiğim günleri özlemişim. Türkiye’de çalışma hayatı çok yorucu. İnsanın yapmak istediği her şey içinde birikiyor ve kuruyarak toz halini alıyor. İzleyemediği filmler, gidemediği konserler, okuyamadığı kitaplar bu kadar insanı keder ve kahırdan öldürmüyorsa, bu hayatın da bir bildiği olmalı belki de. Umuyorum vardır…  Ölmemek için sanata tutunuyorum. En son okuduğum kitap, beni […]

"Önemli olan aile miydi yoksa sanat mı?" yazısına devam et